Aslında Neyi Tüketiyorsunuz?

Çağımızın önemli filozoflarından Jean Baudrillard 1970 yılında yazdığı “Tüketim Toplumu” kitabında, gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda insanların, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inandığından bahseder. Bunları yazarken sanki tam da bugün içinde yaşadığımız tüketim toplumunu tarif etmektedir. Ne kadar ironik değil mi?

Pazarlamanın ve reklamın amacı sadece ürün satmak değildir. Aslında olan, tüketicinin psikolojik eşiğini geçip onu o ürünün/hizmetin gerekliliğine inandırmaktır. Peki bunu hangi mekanizmayla hayata geçirir? Çok basit! Önce ihtiyacı olduğuna inandırmaya çalışır, o da işe yaramazsa ürünü satın almanın ona prestij kazandıracağını yani Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki sosyal kabul görme/saygı kartını kullanır. Hala olmadıysa “KENDİNİ GERÇEKLEŞTİR!” gibi sloganlarla hayallerini, öz benlik ihtiyaçlarını hedef alır.

Alışveriş yaparken kaçımız o ürüne gerçekten ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz? Çok azımız maalesef. Peki bu durumla nasıl başa çıkabiliriz?

Bu konuyla ilgili naçizane birkaç önerim olacak sizlere. Minimalist bir yaşam tarzı belirleyip, dünyanın gidişatına dair yani küresel ısınma, kaynakların hızla azalması ve sürdürebilirlik gibi konulara kafa yorup hayat tarzınızı buna göre düzenlemek ve bu konuda sorumluluk almayı tercih etmek iyi bir başlangıç olacaktır. Nihayetinde bu tercihlerin sonunda geriye kalacak gezegende yaşayacak kişiler çocuklarımız olacak. Bu yüzden, bir şey satın almak istediğimizde kendimize ilk olarak “bunu neden satın almak istiyorum? ” sorusunu sormalı ve bu yönelimin gerçek anlamda ihtiyaç olduğundan emin olmamız gerekiyor. Eğer cevap işlevsel, fonksiyonel fayda sağlayan, ihtiyaçtan kaynaklı değil de tamamen psikolojik sebeplerden ötürü ise bu sefer psikolojik isteklerimize, boşluklarımıza çözüm yolları arayarak gereksiz tüketimin önüne geçebiliriz. Örneğin sadece moralimiz bozuk olduğundan yada boşlukta hissettiğimizden alışverişe eğilim gösteriyorsak “alışverişin tek başına bize kendimizi değerli hissettirmeyeceğini” hatırlatıp daha içsel hedefler koyabiliriz. Alışveriş yerine bir hobi edinebilir, yakın bir dostumuzla sohbet edebilir, kitap okuyabilir, spor yapabilir, doğayla bütünleşebilir ve daha birçok gerçek şeyle eksik yönlerimizi tamamlayabiliriz.

Şahsen “bunu almalısın, şöyle harcamalısın, şunu yapmalısın” tarzı yönlendirici reklamlara karşı “kimse bana gerçekten neye ihtiyacım olduğunu söyleyemez” mottomdan dolayı kolay kolay bu tuzaklara düşmüyorum çünkü gerçekten de birilerinin bana ne yapmam gerektiğini dikte etmesinden hoşlanmıyorum. Bu yönümün farkında olduğum için de pazarlama yöntemleri ve reklamların büyük çoğunluğu üzerimde pek işe yaramıyor.

Diğer dikkat etmeniz gereken şey ise size birşeyler satmaya çalışan markanın gerçekte insanlığa ne gibi katkılar sağladığına, toplumsal konulara, ekolojik dengeye, tüketici farklılıklarına, geri dönüşüme ve sürdürülebilirlik gibi konulara saygı duyup duymadığına, toplumun tüm tarafları için ortak değer yaratan sosyal sorumluluk projeleri üretip üretmediğine bakmanız olacaktır.

Bilinçli tüketim için bu birkaç yöntem sizi gitgide artan şekilde sorgulamaya sevk edecek ve zamanla daha seçici olduğunuzun, bilinçli tercihler yaptığınızın farkına varacaksınız.

Gereksiz tüketim ve suni ihtiyaç sistemini fark ettiğinizde aslında tükettiğiniz şeyin kendiniz, emeğiniz ve zamanınız olduğunu anlayacaksınız…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s